Solucanlar Neden Medeniyetsiz?

by

Solucanlar neden medeniyetsiz? Yanımda olamayan dostlarıma kırgınım aslında. Ama solucanlar neden medeniyetsiz sorusu, Şu an daha önemli olmak zorunda. Çünkü. Çünkü aklımı bir an dahi olsa/ Ayırmalıyım senden Senden yani sevilerden. Yani cenazemize… Okumaya devam et

Kaybettik Çiçek

by

Karanlık bir coğrafyadan çıkmıştık yola. Son gençliğimize ait papatyalar koparılmıştı Ölümler ve tutsaklıklar vardı haberlerde/ Ve biz/ özlüyorduk hiç yaşanmamış olan huzurun tadını Salı pazarına çıkıyorduk mesela Huzur belki pazarda satılan bir şeydi/bilemezdik… Okumaya devam et

Hiç

by

  Fotoğraflardan çıkarılmakla başladı sürgünüm. Özenle yaptılar bu işi. Ellerimi ve gölgemi de kesmeyi unutmadılar. Unutmadılar beni unutmayı. Avukat mı? Avukat için bir sigara mühletince eşlik eden şiirden fazlası değilim. Kadınlar ve adamlar… Okumaya devam et

Her şey Karaköy kahvesinin yıkılmasıyla başladı

by

    Çıkarılmış bir adamım bütün fotoğraflarından senin.   Yine akşam oluyor, Attila beş papele çorba buluyor ben beş krona kahve. Güneş boydan boya uzandıkça ayaklarımın dermanı kesiliyor. Aldırmıyorum. Bu ayaklar neye yarıyor… Okumaya devam et

Ölmek devasına dair bir sigara

by

  Biteviye iç kanamalı uykularda sığındığım kabuslarım güneşle birlikte silinmiyorlar yüzümden. Yüzüm, tufan vurmuş bir pazar yeri.   Tunçtan bir örsle eziyor nefesimi bir şeyler, ne olduğunu bilmiyorum. Onu çok özlüyorum/onu çok özlüyorum.… Okumaya devam et

Lâmiha’ya ulaşmayan mektupla ilgili meselenin şerhi

by

    Gözlerimi kapasam; tufanlar boşanıyor her gece mitralyözlerin okşadığı kalbimden. Gözlerimi kapasam; unuttuğum uyku, unuttuğum sabah, unuttuğum gençliğim, sağanak halinde yağıyor ıssızlığıma. Kapatmıyorum gözlerimi Lâmiha! Dehşetli bir düşe düşecek ruhumu, tutabilecek hiçbir… Okumaya devam et

‘Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca’

by

  -Cenaze merasimine izin vermedi devlet. Gece yarısı sessiz sedasız gömdü birkaç kişi. Ne annesi öpebildi son kez alnından ne de kadını, sarılabildi, doyasıya-     Gece yarısına doğru son trenin soluğuna atlar… Okumaya devam et

Ben de çok özlüyorum Füsun’u

by

  Nişantaş’tan Beşiktaş’a inen eski bir belediye otobüsünde okumuştum Didem Madak’ı ilk kez. Otobüs Maçka’ya varmadan dışarı atmıştım kendimi. Çünkü o, bir çırpıda söyleyivermişti kimseye göstermediğim yaralarımın saklandığı yerleri, bir çırpıda söküp atmıştı… Okumaya devam et

Bu Yangının Sonu Yok

by

  Yağmur beni ıslatır, ben kağıtları. Yalnızlık o kadar sadık; Hiç mi aldatmaz insanı? Yüreğimi tutup sımsıkı bırakmadı, ben de alıştım. Sarıldık. Sancılarım birikiyor. Dökülememek ne; bilir misin? Sürekli dolmak… Keşke atabilsem bir… Okumaya devam et

SAPTAMALAR – SAPLANTILAR

by

  Bu göç ne zaman bitecek, biliyor musun? Yoruldum kurumaya yüz tutmuş bir su birikintisinden medet ummaktan. Bir çiçek yola çıkmış, kokusu onu bekler olmuş topraktan bittiği yerde. Gel dedim. Gel, çünkü sen… Okumaya devam et