Yazar Arşivi

Hacopulo ve Papyon

by

“yağmur gibi fransızca konuşacaktık bulut gibi türkçe ağlayacaktık biz, iki çocuk kalacaktık, büyürsek dokunur diye gözlerimiz o güle konuşmadık ağlamadık dokunmadık biz, iki çocuk… kalmadık!   keşke burada olsaydın  keşke burada olsaydım” “Seni… Okumaya devam et

Hiç

by

  Fotoğraflardan çıkarılmakla başladı sürgünüm. Özenle yaptılar bu işi. Ellerimi ve gölgemi de kesmeyi unutmadılar. Unutmadılar beni unutmayı. Avukat mı? Avukat için bir sigara mühletince eşlik eden şiirden fazlası değilim. Kadınlar ve adamlar… Okumaya devam et

Her şey Karaköy kahvesinin yıkılmasıyla başladı

by

    Çıkarılmış bir adamım bütün fotoğraflarından senin.   Yine akşam oluyor, Attila beş papele çorba buluyor ben beş krona kahve. Güneş boydan boya uzandıkça ayaklarımın dermanı kesiliyor. Aldırmıyorum. Bu ayaklar neye yarıyor… Okumaya devam et

Ölmek devasına dair bir sigara

by

  Biteviye iç kanamalı uykularda sığındığım kabuslarım güneşle birlikte silinmiyorlar yüzümden. Yüzüm, tufan vurmuş bir pazar yeri.   Tunçtan bir örsle eziyor nefesimi bir şeyler, ne olduğunu bilmiyorum. Onu çok özlüyorum/onu çok özlüyorum.… Okumaya devam et

Lâmiha’ya ulaşmayan mektupla ilgili meselenin şerhi

by

    Gözlerimi kapasam; tufanlar boşanıyor her gece mitralyözlerin okşadığı kalbimden. Gözlerimi kapasam; unuttuğum uyku, unuttuğum sabah, unuttuğum gençliğim, sağanak halinde yağıyor ıssızlığıma. Kapatmıyorum gözlerimi Lâmiha! Dehşetli bir düşe düşecek ruhumu, tutabilecek hiçbir… Okumaya devam et

‘Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca’

by

  -Cenaze merasimine izin vermedi devlet. Gece yarısı sessiz sedasız gömdü birkaç kişi. Ne annesi öpebildi son kez alnından ne de kadını, sarılabildi, doyasıya-     Gece yarısına doğru son trenin soluğuna atlar… Okumaya devam et

Ben de çok özlüyorum Füsun’u

by

  Nişantaş’tan Beşiktaş’a inen eski bir belediye otobüsünde okumuştum Didem Madak’ı ilk kez. Otobüs Maçka’ya varmadan dışarı atmıştım kendimi. Çünkü o, bir çırpıda söyleyivermişti kimseye göstermediğim yaralarımın saklandığı yerleri, bir çırpıda söküp atmıştı… Okumaya devam et

Sonsuzluk ve Bir Gün

by

sen beni öpme belki ben ölürüm göğsümden bir kırlangıç düşer ona acı bir kahve içir adımı hiç bilmesin beni öpme kaldırımlardan yağmur boşalacak birazdan ve bütün taksiler tıklım tıkış yalnızlık beni öpme teller… Okumaya devam et

Baraj kapakları ve peynir reyonu

by

Deniz nerede? Deniz, uzakta, bankacı olmuş, elinde çanta, boynunda kravat, yüzümü hayal meyal anımsıyorsa iyi. Oysa Beyoğlu’nda bir kahvecide çok dumanlı bir geceyi sabaha ulaştırmaya çalışırken, böyle değildi düşlediğimiz. HeHe nerede? İzmir’de. Avukat… Okumaya devam et