Gitme Bildirisi

     Bu mektubu biteviye düşüncelerimle kalanlara yazıyorum. Haberiniz olsun, acısını duyduğum her zerreyi sizlere bırakıp gidiyorum. Özellikle sen, bunun bana ne kadar acı vereceğini bilirsin. Buna rağmen seni de bırakıp gidiyorum, bir ateş böceği gibi bir anda sönerek, ardımda playlistlerden bir film müziği bırakarak, titrek bir adem-i vücut gibi. Yanı başında dünyanın kahrından, telaşından, kötülüğünden ve pisliğinden sıyrılıp geçirdiğim günlerde, bunun böyle bir sonu olacağına dair içimde garip bir korku vardı. Bu mülahazayı kendimden ne kadar saklamaya çalışsam da, sinsice yaklaşıp tekrar içimde tecelli ediyor, öyle ki bazı günler yataktan doğrulmaya bile güç bulamıyordum. Bu korkunun sebeplerini düşündüm, bu sonun gelmesi düşüncesinden kurtulmak için neler yapmalı, ben bunlarla boğuşurken, nihayet kendimi arabesk bir şarkının nakaratına, hayatın acımasız ellerine bırakmaktan başka çarem kalmadı. Belki bunu söylemenin lüzumu yoktur, ancak biz, çoğu yönüyle birbirine benzemeyen, hiçbir ortak payede buluşamayan, aksine birbirine yaklaştıkça muvazenesi kayan iki insanız. Kim bilir ne gibi sebeplerle kader çizgisinde bir araya geldik? Duygular dillere geldi, geceler sabahlara ulaştı, bense her şeye öylece inandım. Fakat niçin böylesine uzaklık, böylesine soğukluk vardı, işte bunu bulamadım ve beni düşündüren, şüpheye sürükleyen de bu oldu. Bu hayatta kendi düşüncelerinden ve kararlarından ayrı, başka birinin düşünce ve kararlarının etkisi altına girmek, asla tahammül edemeyeceğin bir şey oldu. Böyle zamanlarda nedense irademden ve kendimden hep bir parça kopardım. Kendi kendime hiçbir zaman yapmayacağım, düşünmeyeceğim şeyleri, sırf sebebini bilmediğim bir sorguya, bir dikteye tabi olmak yüzünden tekrar etmek, beni düşündürdü ve nihayet bu mektupla kalanlara yani sizlere seslenmeye karar verdim.

     Hiç inkar etmeye gerek yok, içimde olan bütün sevgi, merhamet, üzüntü ve senin üzerindeki bütün nüfuzum, bir parçacık bile değiştiremedi hiçbir şeyi. Zaman denen böylesine halleri düzelteceği yerde daha da fenaya götürdü. Fakat fevkalade gayret etmeme rağmen, içinde bulunduğum hayat artık ağır geliyor, altında bir üzüm tanesi gibi eziyor. Bu hayatı anlayamadım. Biliyorum, dünyevi yaşayan, kuru yapraklar gibi küçük bir rüzgarla savrulan bir işsizim. Fakat bu, bana merhamet edilmesine, başımın okşanmasına engel miydi? Birçok şey görmek, daha iyi düşünebilmek, göremediklerimi de hayal etmek istemez miydim? Bütün insanlardan, böylesi bir ülkeden, bu kokuşmuş sistemden hoşlanmadığını görüyordum. Günün birinde büsbütün başka bir insan olabileceğimizi ümit ediyordum. Bunun yanında bende ise sana tesir edecek, seni yaşantında hep yukarı taşıyacak kuvvet yoktu. Böylesi bir hayattan daha kolay ve acısız bir şey olması lazım, fakat bunun ne olduğunu ben de bilmiyorum. Onun için, size yardım edemedim. Sizleri hayal kırıklığına uğrattım. Ben rehber değil, ancak yoldaş olabilirdim, fakat yolu kimse bilmiyordu. Birbirimize yük olmaktan, birbirimizi suçlamaktan başka bir şey elimizden gelmiyordu.

     Artık kalan güzel insanlara selam olsun. Selametin yalnızlıkta olduğunu görüyorum. Hala bugün bile şuna inanırım, bir müddet bocaladıktan sonra yolunu bulacaksın, sıkıntıları daha iyi ve daha güçlü göğüsleyeceksin. Klişe bir söz vardır ya hani, insanlar birbirine belki de çok sene sonra rast gelmelidir, diye. O zaman hayat belki bambaşka bir şekil alırdı. Ben, ne yapacağını bilmeyen, biçare. Daha doğrusu yapılacak tek bir şey var, onu da bilmek istemiyorum. Ben hayatımda kimseye haksızlık etmemeye çalışmış ve başkalarına yapılan haksızlığa kendimeymiş gibi üzülmüş bir insanım. Nefsime hiç hak etmediği bu şeyi, bu ağır ve üstümden izlerini eksiltmeyen haksızlığı reva görmek daha da utanç verici olacaktı. Fakat ne yapabilirim? Perişan bir haldeyim. Lakin içimde kendimden bile sakladığım bir ümit vardı. Bir şefkatli mesajın geciktiği, samimi bir seslenişin ötelendiği her an, bunun böyle olacağını biliyormuş gibiydim. Bana keyfi hiçbir kötülüğü dokunmayan nefsime, en büyük münasebetsizliği yapacağım dakikaya kadar, inşirahlar umarak kuvvet bulmaya çalışacağım. Bunca şey bir mektup başlığının altında yer bulup yazılmışsa da, ne faydası var? Oturup saatlerce konuşsak, yine de bitecek gibi değil. Aslında o zaman farklı mı olurdu, bilinmez. Ama anlamadığım şey, giden neden kalanların taşladığı bir şeytan, bazen bir kuvvetle ezdiği böcek, bazense kendi günahlarının bir kefareti olur?