Şarap Şişesinde Adaya Gönderilirken Kaybolan Mektup

İş olsun diye bazı geceler

Seni özlediğim dahi olurdu.

Bu;

Kedilerin gözlerinde gözlerini aramak gibi bir şeydi.

Eskiden, kiraz ağacının insanı gülümseten bi kokusu vardı. Saklambaç oynadığımız çocukluk günlerinde ağacın gövdesine yaslanarak sayı saymaya başladığımda o kokuyu biraz daha hissedebilmek adına uzun uzun sayar ve bitiremezdim saymayı.

Bu gece, herkesi uyutup o kokuyu yeniden duyabilmek adına yaslanıp kiraz ağacının gövdesine defalarca saydım yüze kadar. Uzun uzun kokladım. Çocuk zamanki gülümserlik zamanlarının bir daha yaşanmayacak olmasının ağırlığı çöktü üzerime. Kiraz ağacının insanı gülümseten kokusu yoktu. Çocukluğum ancak boğazımda düğümlenen, yutkundukça gitmeyen bir yumru olarak geldi yanıma.

Uzunca bir müddet kiraz ağacının altında oturdum. Bolca tütünle birlikte.

Her gün bir iskeleden seni izlerdim ancak bu defa denizi görebileceğim tepelere gittim. Turuncu fularlı yaşlı bir adam aradım, bir paket sigara karşılığında anılarını satın alabilmek adına. Düşünecek bir şeyler aradım ufukta; Kafka bir mektubunda Milena’ya “insan düşünecek birilerinin eksikliğini hissediyor buralarda.” demişti. Çevreme baktım tam olarak oralardaydım. Yıldızsız gökyüzü, ağaçsız şehir, sensiz hayaller, çantamdaki karşılıksız çekler ve seni asla tanıyamayacak olmanın kiraz ağacı gölgesindeki gizemi. Bu mektubu ada sahilinde şarap şişesi içerisinde bulabilme ihtimalinin gizemi. Mide ağrılarının ve gözümdeki astigmatın her şeyi dramatize etmesinin gizemi.

Güneş başka bir şehirde başka bir kederle batıyor gibi

Denizde başka bir kederle ve dağda başka bir kederle

Her gün seni izlediğim iskelede

Yakıyor gibi bu gün batımı

Tüm sebep-sonuç ilişkilerini.