Şeytan Uçurtmaları

Bilirim papatyalar nasıl kavrulur güneşte

Kasketini çıkartarak oturur dedem

Çocukluğum dizlerini kırar onun önünde

Saygıda kusur etmez ama sıkılgandır ruhum

Yaz günü ikindi vakitlerinde.

İkindi vakitlerinde bir kahkaha

Acı bir karga sesiyle bütünleşir

Çağırırım kedileri.

Ölen kuşu, bozkırdan

Rüzgarı, rüzgarlardan çağırırım.

Sana seslenirim

Sesini getir bana.

Sana seslenirim

Sesini getir bana.

Bana ummadığım hikayeler, şiirler getir

İkindi sonrası sulanan bahçeleri

Bisikletli akşamüzerlerini getir.

Yine dizlerini kırarak otursun ergenliğim

Yine kabuk bağlasın dizlerindeki yaralar

Yine ve yine şeytan uçurtmaları kaçsın yarin avlusuna.

Sarhoşluğum kaçsın yarin avlusuna çünkü

Bana düşmez kırılgan bir kalbi sergilemek Beyoğlu’nda

Bana düşmez üzüntülerin çöreklendiği rakı masaları

Güzel kokulu kadınlar, dost eğlencesi sokağı

Bana düşmez bir bebek çığlığı, bir kabus sabahı.

Bana düşmez

Asma bir bahçeden sesin yükseliyor sandığımda.

Asma bir bahçede güzel bir rüyaya daldığımda

Ne toprak, ne çocukluk haylamaz beni

Kasketini geçirir yaşlı adam başına

Bu hayata bir kök salamayışımla dinelirim

Dinelirim elinde bir demet papatyayla

Solgun bir ceset gibi

Gökyüzünün altında.

Ve o anda ve her şey tamam sandığımda

Öper alnımdan keder

Fibonacci dizisi gibi altın oranı yakalamak ister

Fakir yazgımda.