Hiç

 

Fotoğraflardan çıkarılmakla başladı sürgünüm.

Özenle yaptılar bu işi.

Ellerimi ve gölgemi de kesmeyi unutmadılar.

Unutmadılar beni unutmayı.

Avukat mı? Avukat için bir sigara mühletince eşlik eden şiirden fazlası değilim.

Kadınlar ve adamlar içinse çıkarılmış bir adamım fotoğraflardan. Hepsi bu.

Adım yok telefon rehberlerinde.

Adım, yok hükmünde.

Yokluğa mahkum edilmek nedir bilir misin avukat? Bilmezsin a. Bilmezsin.

Ben biliyorum her kahırdan sabaha uyandığımda. Her kahırdan geceye sığındığımda.

Yola çıksam gidecek yol tükendi. Yazacak kalem tükendi. Tükendi hepten varlığım.

Yokluğa mahkum olmak ne demek bilir misin avukat? Ben bilirim a. Hem de nasıl bilirim.

Çiçekli bahçelerde çay içen, gülen kadınlar var şimdi bir milyon fersah ötede. Ben, ötede. Öteki. En öteki. İvedilikle fotoğraflardan çıkarılması gereken. İvedilikle unutulması gereken.

Şerh düştü kader ömrüme ‘Unutulacak’ dedi ne varsa varlığıma dair. Unutulsun!

Ben de unutayım ama avukat! Ben de unutabileyim. Yoksa böylesi bir azaba hüküm giymek büsbütün ölümü özlemek.

Bildiğim tüm yolları yeniden arşınladım. Bir tanıdık yüze denk gelirim belki diye. Belki biri çıkar “Abi sen o değil miydin ya, gel bir çay içelim seninle gel bir halleşelim şöyle boylu boyunca” der diye döndüm durdum da kimse çıkmadı kimse tanımadı yarıdan fazla karanlığa dönmüş yüzümü avukat!

Kalbimiz vardı sahi bizim hatırlıyor musun? Ben hatırlayamıyorum. Karaköy filan hani. Beşiktaş vapurlarında hani sarılan sevgililer. Ben hatıralayamıyorum hiçbirini avukat. Bir elmanın çürümesi gibi çürüdü ümit diye pencere önünde beslediğim gündoğumlarım. Yok hükmündeyim bütün şiirlerinde senin. Yok hükmündeyim bütün aşk filmlerinde. Biliyor musun bir yılı geçeli çok oldu bir sinemaya gitmeyeli. Sinema çıkışında yağmura yakalanmayalı. Kederlenip içli bir türküye elleri ceplerinde bir sigara tellendirmeyeli.

Yok yanlış anlama. Elbet bırakmadım sigarayı. Beni bir bırakmayan o kaldı. Nasıl kıyarım ona da. Tütün sarmada pek mahir oldum geçen bu dört yüz günün üzerine. Dört yüz gün. Ve geceler de dahil bu dört yüze! Geceleri bilir misin yok hükmünde olan için gök yarılmış da bütün çağların kahrını boşaltır üzerine. Yok hükmünde olan için. Yok hükmünde olan için. Yok hükmünde olan için.

Ben kimim artık avukat inan hiç bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum artık.

Bir kadını sevmiştim bir vakit. Ellerini saçlarımda gezdirmişti. Kumsala koşup kahkahalar atmıştım. Koşmuştum avukat, sevince kadın beni, nefesim kesilene dek. Nasıl koştuğumu hatırlamıyorum hiç avukat. Hiçbir şey hatırlayamıyorum. Ölünce de böyle mi oluyor sahi? Yığılıp kalıyor mu anılar bir ceset torbasının içinde. Darmadağın.

Eyvah! diyecek soluğum yok. O eşiği geçeli çok oldu. Birçok nehri geçeli de. Sana anlatmak istediğim bir kamyon dolusu öykü vardı. Onlar da uçup gitti göçmen kuşlarla. Dilim artık yalnız göç aksanına dönüyor. Yalnızlığın elleri uzanıp göğsüm içinde bir yeri fena halde sıkıyor. Sen bunu hiç bilmiyorsun avukat. Yalnızlık öldürecek beni öldürecekse. Başka fail arama sakın ardımdan. Bilmiyorum belki de ölüm, dedikleri gibi devadır tüm bu yokluğa. Yokluktan sahici bir varlığa geçiştir belki de ölüm. Bilmiyorum. Bilmemek de beni kahrediyor avukat.

Dün sabah da aynıydı kalbimdeki ağrı. Geçer diye bekledim. Yürüdüm. Sahile indim. Çok sigara içtim. Üşüdüm. Çay içtim. Sarı yapraklı defteri açtım. Hiçbir şey yazmadım. Çok sigara içtim. Küçük çocukların gözlerinde yaşamak şevki aradım, aradım durdum bir şeyleri, şu yalnızlığımı bir lahza olsun dindirsin diye. Bulamadım avukat. Ölümcül bir diş ağrısı gibi hiçbir ecza çare olmuyor buna.

Geceye döndü işte vakit. Vakit yine haymatlos için ölümlerden ölüm beğenme vakti. O da beğenmiyor ya beni neyleyim. Neyleyim bu elllerimi. Dört yüz gece dört yüz gündüz boyunca bir başka el ile kavuşamamış bu ellerimi. Neyleyim. Göğsümde gökyüzü gibi bir boşluk gökyüzü gibi bir ağrı gökyüzü gibi bir yalnızlık, neyleyim. Ne vakit bir kelam edecek olsam “Ah, deva” diyebiliyorum yalnız. Fazlasına takatim yetmiyor. Ölsek geçer mi tüm bunlar avukat? Bulunur mu toprak altında bu kahırların devası? Bu boşluğa kafi gelir mi toprak?

Şimdi çıksam bir bunaltıdan, koşup gelsem Şair Orhan Veli sokağına. Beni karşılar mısın avukat? Hiçbir şey sormadan bir müddet, ağlayabilmeme izin verir misin avukat?

Sana bunları son bir gayretle yazıyorum avukat. Düşüp kalacağım biraz sonra bir sokak köşesinde. Adımı kimse bilmeyecek. Kimse bilmeyecek yüzümü. Fotoğraflarımı ve kitaplarımı ateşe vereli dört yüz gün ve gece geçti. Geçti istemem gelmeni diye boşa dememiş şair. Bir talandı hepsi kimi kurtuldu tufandan kimi benim gibi yenik düştü. Hüküm giydim. “Müebbet yokluk” diye bir ses duydum. Uyumamıştım halbuki ama uyandım birden bire bir nehrin orta yerinde. Baştan ayağa çamura bulanmış baştan ayağa kaybetmiş.

Gidecek kapım yok.

Uyuyabilecek bir yatağım da.

Bir tütün daha sarıyorum işte.

Kahırdan bir gece daha öğütüyorum işte yalnızlığımın başucunda.

Kimse yok.

Hiç kimse yok.

Beladan ve kahırdan başka.

hiç

kimse

hiç