Ölmek devasına dair bir sigara

Processed with VSCO with p5 preset

 


Biteviye iç kanamalı uykularda sığındığım kabuslarım güneşle birlikte silinmiyorlar yüzümden. Yüzüm, tufan vurmuş bir pazar yeri.

 
Tunçtan bir örsle eziyor nefesimi bir şeyler, ne olduğunu bilmiyorum. Onu çok özlüyorum/onu çok özlüyorum.

 
Sahi sen nasıl dayandın bunca uzaklığa? Nasıl aramadı gözlerin ölümün gözlerini? Nasıl bir mevsim bu, kırlangıçların yuvasını tarumar eden..

 
Özlemek de bir büyük ölüm ağrısına dönüşüyor zamanla. Kurumuş kuyuda sesim. Trenle ray arasında sıkışıp kalmış ve fakat bir türlü ölüme uzanamayan o dipsiz karanlık, benim.

 
Yüzümü tanıyamıyorum fotoğraflarda. Bu cümleyi çok kez duymuştum da bilememiştim manasını talan etmeden rüzgar her şeyi.

 
Bir yerden sonra kuruyormuş meğer delişmen nehirler bile. Bir yerden sonra ne yaşamak şevki ne bir düş. Çiçek açmış bir erik ağacı dahi görmüyorum rüyalarımda.
Sahi sen nasıl dayandın onca vakit bu karanlığa?

 
Eskiden olsa, sokağa atardım kendimi. Yürürdüm. Kaybolurdum. Dinerdi fırtınası kalbimin biraz olsun. Şimdi sokak da kuyu da gök de kaya da hepsi bir. Bir kahveciden içeri adım atıyorum bazı vakit, fecre ve ruha dair bir umut yeniden ışır belki diye. Uzak köşede bir masaya çekilip izlerimi bulmaya çalışıyorum. Kelimeler doluyor kulağıma, kahkahaları insanların, sevişleri ve hikayeleri kadınların ve adamların. Hiçbirini anlamıyorum. Kelimelermiş meğer insanla yaşamak arasındaki bağ. Hiçbirini anlamıyorum. Mekikle bağını elim bir kaza sonucu kaybetmiş bir astronot gibi savruluyorum uzayın derinliklerine. Kendi zamanımla bu insanların zamanı birbirine uymuyor. Yanlış bir vakitte mi uyandım bilmiyorum.

 
Sahi sen bu bitimsiz susuşla bu biteviye yalnızlıkla nasıl başa çıktın bunca vakit?
Yağmurla silinen bir mürekkep gibi usulca siliniyorum zamandan, yitirdim neydi dünya dedikleri neydi düş dedikleri neydi ölüm dedikleri neydi sevda dedikleri..