‘Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca’

IMG_20170221_174236_797

 

-Cenaze merasimine izin vermedi devlet. Gece yarısı sessiz sedasız gömdü birkaç kişi. Ne annesi öpebildi son kez alnından ne de kadını, sarılabildi, doyasıya-

 

 

Gece yarısına doğru son trenin soluğuna atlar Sirkeci’ye varırdım. Ellerimde kitaplar ellerimde kahverengi bir defter, ellerimde çocukluğum. Çocukluğumu, gecenin üzerine sürüp, Beyoğlu’na çıkan yokuşlarda, yarı tedirgin bir sigara molası verir, ilkgençliğime cesur bir yüzle adım atabilmenin hayalini kurardım. Zamanın peşi sıra dökülen bir tablo gibi, yüzüme kırgın kalacağını hiç bilmezdim. Hem sonra Yeşilköy’ün ardışık sokaklarında bahara dönmüş göğe bakıp kahkaha bile atmıştım. Başım dönmüştü bu kahkahadan. Böylesini kim tahmin edebilirdi ki..

Hepsi o küçük hikayede kaldı. Hepsi bir nehir kıyısında, hepsi bir tufanın ardında..Unutulacak diyorum, sokaklarıyla benim olan şehir. Unutulsun. Ne çıkar. Soyunup dökündüm, kalmadı hiçbir şey geçmişliğime dair.

Hatırlıyor musun anneannem ölmüştü de üç gün üç gece uyuyamamıştım. Şiir yazmıştım acım hafiflesin diye. Hafiflemişti de. Ve fakat tüm bu ağrılardan ve yollardan ve ölümlerden ve ümitlerden ve şiirlerden geriye kalan hep yalnızlık oluyormuş, hiç bilememişim.

Şimdi çok yorgunum, bir nehrin gürültüsünü dinlemiş gibi durmaksızın, başımda dinmek bilmez bir yalnızlık ağrısı.

Yolun sonuna geldim ve o son dedikleri sınırı da geçtim. Bu, tek ayak üstünde durduğum büyük boşluğun orta yerinde, hiç kimseyi beklemeyen bir hiçbir şey olarak, sanki tüm o ferahfeza sabahları ben yaşamamışım gibi, susuyorum.

Yine de
diyor ya şair

‘Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca”

Bu mısradır yüzümün izi, saçımın beyazı, hızla ilerleyen kamburluğum.

‘Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca”

yalnızlığımı haylamayı, üşüyen ve biteviye tütün kokan ellerimi kendi ceplerimle saklamayı, adımlarımı yavaşlatmayı ve adımı unutmayı..