SAPTAMALAR – SAPLANTILAR

Psikanaliz

 

Bu göç ne zaman bitecek, biliyor musun?

Yoruldum kurumaya yüz tutmuş bir su birikintisinden medet ummaktan.

Bir çiçek yola çıkmış,

kokusu onu bekler olmuş topraktan bittiği yerde.

Gel dedim.

Gel,

çünkü sen ne kadar yanarsan içten içe kendi savaşlarının cephelerinde;

ben o kadar suyum.

Şarkılarda olur ya;

bir anda durur.

Sonra kaldığı yerden akmaya başlar sözler kuvvetli bir  ağızdan.

Belki Neşet sarsar bedenini.

Artçı da olmaz he;

yaş yaş üzerinde bırakmaz gözlerinde.

Belki Veysel patlar;

söndüğünü düşündüğün bir dağ gibi.

Veysel’den ağzın yanar;

bir başkasını, korkarsın sevmeye.

Bir başka korkarsın sevmekten.

Sen de öyle durmuşsun gibi.

Sanki bir delik bulup sızacakmışsın gibi.

Sanki ilk ışıkları gibi güneşin.

 

Biz nasıl vefasız yaratıklarız?

Perdelere güveniriz.

Saklar deriz ayıplarımızı.

Ama sonra utanmadan;

derdimizi,

kederimizi ,

verdiğini aldığımızı,

pencerelere yazarız.

Biz asıl yükü taşıyanı unutacak kadar vefasızız işte.

Umarım lafım değer.

Değsin diye yazdım;

daha önce hiçbir şekilde kirletmediğim kilitli oda pencereme.

 

Ne zaman hatırlayacaksın?

Yeni aşığınla;

nice gereksiz konuşmaların geçtiği bir kafe masasında otururken;

önündeki soda şişesi devrilecek.

İşte o zaman.

Belki dertlerine koşuştururken;

Hiçbir neden yokken belki de;

sadece nefes alma telaşınla birlikte yürürken dar bir sokak arasında;

yere atılmış bir Hoşbeş kabı göreceksin.

Hani şu çok severdin diye unutmadan her gün aldığım gofret var ya; onun kabı.

İşte o zaman.

5 metre önünde bir çocuk diz çökecek;

sevdiği kızın önüne.

Ve onca diğerlerinin önünde çiçek uzatacak sevdiğine.

İşte o zaman.

Sinemanın önünden geçerken;

bir süper kahraman filminin afişini gördüğünde.

Parazitik kalbinin her zaman yaptığı gibi;

yine bir gün birisinin amaçlarını ve duygularını sömürdüğünde.

İşte o zaman.

Ve o zaman da hiçbir şey yapmayacaksın.

Çünkü sen o zaman bile arkana bakamayacak kadar korkaksın.

Korkak olduğunu hatırlayacaksın ya.

İşte o zaman.

 

Şimdi senden kalanlar,

şarapnel parçaları vücudumda.

Kalbime doğru ilerlerler.

Kustuğum o kadar acının içine karışmış insanlığım.

İki yüzlülük yaptırıp;

Allah’a döndürür yüzümü.

Kendim için açmadığım ellerim,

sana verdiklerimi geri alabilmek için açılır semaya.

İnsanlığıma bağlı inancım,

inancıma bağlı mutluluğum…

Her şeyim,

her şeyime bağlı her şeyim.

Senin gittiğini bilirler.

Ve bir ağıt yollarlar;

duvarlara doğru.

Bir zamanlar senin kokunu odamda tutan,

eskilerde bedenen gitsen de aslen seni hiçbir yere yollamayan,

Şimdilerde ise yumruklarımı kanatan ama kendine bir şeycik olmayan duvarlara.

 

Şiirlerimin sonlarının neden güzel olmadığını anladım bugün.

Dışarıdaki Dünya’nın fiziksel sonu.

İçimdeki dünyanın metafiziksel sonu.

Bizim yıkıcı sonumuz.

Sonların kendisi hiç güzel değil çünkü.

 

Bak;

bu son güzel oldu.