Bilmediğim Yollar

 

408983_3023202297608_1108828132_n

 

Yanlış anlaşıldık abiler.

O yüzden sevmediler bizi.

Köşemize çekilip satırlar dizdik;

belki okurlar,

belki anlamaya çalışırlar dediğimizi diye.

Yetiremedik kelimeleri.

Çünkü onların gözü başka şairlerdeydi;

şişirilmiş aşkları,

dizi repliklerini,

sömürülmeye açık her ne varsa; onları yazan.

Şiir yazmayı bıraktık mı?

Hayır.

Şiiri onlar için yazardık eskiden;

şimdi onları şiir için seviyoruz.

 

Olmadı abiler olmadı.

Bir sokak arasına girdiğimizde gördük onu.

Gördük de içimiz ayaklandı;

bir garip heyecan, bir burukluk oldu.

Az kaldı;

canımızın dolup taşmasına.

Yanımızdan iki saniye hayat geçti.

Hayat,

bize iki saniyesini değer biçti.

Yandan yandan.

 

Oysa abiler…

Başlangıçta o da sevmişti bizi.

Gül uzatmıştı penceresinden.

Sırtımıza atlet koymuştu.

Sevişmişti.

Kıskanmıştı zaman;

kıskanmıştı da çabucak geçmişti.

Biz korkmuştuk lunaparkın şaşaalı hayatından,

göz alıcı renklerinden.

Bir düşünün.

O tutmasaydı elimizden,

hiç biner miydik gondola?

O sarılmasaydı…

Gerçi, gerçi sarılamazdı;

yetişmezdi kolları.

Yetişemezdi aşkımıza.

 

Bir bakıma abiler;

İstiklal de bir perondu.

Gelip geçerdi sıcacık aşkların,

tutkulu öpüşlerin,

saf kucaklaşmaların trenleri.

Biz de yetişmiştik son anda.

Hiç inmeyiz demiştik.

İlk durakta aldattı beni sürtük.

Aldattı beni olmayışıyla.

Yemin ederim;

yanımdaydı abiler.

Ama inanmıyormuş;

İstiklal’in kelepçe olduğuna.

Cadde demiş adına;

taşlarıyla, ışıklarıyla.

Ne bileyim;

aslında İstiklal’de olmadığımızı?

 

Ben sevmeyi bilmiyormuşum;

abiler.

Bunu da duydum.

Hep bunu duydu kulaklarım.

Şimdi hatırladım;

annem de demişti.

Ama ne yapayım Allah aşkına?

Bilmem için öğrenmem gerekmez mi?

Biz ne öğrendik?

Sadece demeleri,

hiç yapmamaları.

Zifiri karanlıkta tek ışık kaynağının mum olabileceğini,

kısmetçiliği,

utanmayı kendinden

ve yaşadıklarından…

Bir yola çıkmayı ama hiç bitirmemeyi…

Biz sevmeyi hiç öğrenemedik.

Çünkü hiç öğretmediler.

Mevzuu bu.

 

Neyse abiler,

Ben uyuyorum.

Siz içer içer de sızarsanız;

üstünüzü örterim.

O kadar da biliyorum sevmeyi.

Hee;

gidebilecek kadar uyanık kalırsa vazgeçmişliğiniz.

Dikkatli gidin.

O kadar da bilmiyorum peşinizden gelmeyi.