Annem’e Yıllanmış Şiir

DSC_0212

Göreme

Savaşmadan  nefes almayı öğrenmem gerekirdi bunca sene.

İnsanlar aldatır ama ben durmadan yürümeliydim,

hiç durmadan hem de.

Senin izini sürmeliydim Kurtuba’da.

Senin kokunu aramaya başladığım şu günlerde,

 gemileri yakmalı,

seni kalbime bastırmadan bırakmamalıydım anne.

 

Seni hiç bırakmamalıydım.

 

Karanlık ordunun satılmış neferleri,

baskınlar düzenlerken şeftali kabuğundan evlerime,

oyun bahçelerindeki çocukları tutuklamalarına izin vermemeliydim.

Evet, piyanoda ellerim vebalı,

gözlerim ise uzaklardan birinin peşinde.

Buralarda bir yerde olmalısın anne,

İkibinüç kışında ayaklı sobamızın ısıttığı odada olmalısın.

 

En son bıraktığım yerde.

 

Sabah ezanlarında okuduğun cevşenlerdesin belki

Ya da ranta kurban ettikleri çilek sarmaşıklarında bulmalıyım seni.

Seni bulmalıyım,

senititreyen ellerini bulmalıyım.

 

Anne!

bu hayat seni fazla mı gördü yoksa?

Neden bulamıyorum seni?

Kokunu neden daha fazla duyamıyorum?

 

Gittin mi?

 

Çocukluğumu yıldızlarda kovaladım ben.

Matematik sınavlarımı

geceleri gizliden yediğim haşhaşlı ekmeklerle yendim.

Şeftali dalından burçlar yaptım tırmanırım diye.

Çekirdeklerinden ise yeni hayatlar toprağa verdim.

Ulaşabilirdim çocukluğuma belki,

belki sonra onla evlenirdim.

 

Ama bir anda elimden kaydı titrek bakışların anne.

Buraları terk ettin.

İsteseydin seni çekmecelerde saklardım, kimse de bilmezdi.

Neyse.

Yıldızlar mı? Sönsünler kendi cehennemlerinde.

 

Özlüyorum.  

 

Anne, artık şeftali ağaçları da cevizin gölgesi de kalmadı.

Dedem de gitti,

eylüllerin başında öptüğün gözlerim de.

 

Düşünürdüm aslında bir çocuk neden yalnız başına bırakılırdı bu dünyada?

Neden ölüm bir çocuğu sarmadan, önce annesini esir alırdı?

Anlamazdım.

Neydi bu? Behçet mi? Yahut kanser?

Allah gerçekten bunu ister miydi?

Onu geçtim de,

ne zaman eradike edilecek, annesi ölen çocuğun gece çığlıkları?

 

Terliyken bana kıyamayıp verdiğin soğuk suların olmasaydı,

ateşi başıma nasıl geçirebilirdim bilmiyorum.

Ateşi başıma geçiremesem, nasıl asabilirdim okulu?

Onu da bilmiyorum.

Bir kilo domatesi bir ay yedirdiğin yoksul sevgin olmasa anne,

beni zorla cumalara göndermelerin olmasa?

Ben ne olurdum?

Ben kim uğruna, neye hizmet edebilirdim?

 

Yoruldum.

 

Keşke ıhlamurlar kokan gardrobunda seni bulabilsem anne.

Keşke.

Balat sokaklarında peşimden koşarken bulabilsem seni.

Sonra elinden tutup anne ben doktorum, anne bak bu da benim evim!

desem.

Sen ise korkak adımlarını tozlu merdivenlerden sürüyüp gelsen benimle.

Bulabilsem bi seni!

 

Bir gün anlarsam donuk gözler

yıldızlarda.

Ve bilsem ki geceleri küçük çocuklar

senin izini sürecek.

Şiir yazmayı bırakır.

Ve dua ederdim anne.

 

                                     Dinlemek için..