ŞİİR, O YOKKEN YAZILIR

Şiir öyle sen istedin yazılmaz.

Ben istedim diye;

sevdin mi beni?

 

Küçük oyuncaklarını toplayıp kaldırmandı belki de hatan.

Büyüdün karşımda.

Oysa ben,

gizli gizli burnunu karıştırma,

aleni aleni  ‘Ben pamuk şeker istiyorum.’  diye bağırma ihtimali olan,

o huysuz kıza aşık olmuştum.

Ellerin ne kadar küçüktü tuttuğumda.

Belki de büyük geldi diye giyinmedin ellerimi bir daha.

 

Ve sustum.

İşte şimdi sustum.

Ama şuna cevap ver.

Nerede bu işin karı?

Kim tüm kazançların sahibi şimdi?

Sen de oturmuyor musun;

sana beni hatırlatan bir şarkının karşısında?

Şimdi hayat,

okyanusun öte tarafı.

Yine.

Yolculuk başlar,

koşmak yeniden.

Anlamıyorum ki beni de.

Huzur arıyorum sorsan.

Ama huzur mu bozan dengemi?

Bilmiyorum.

Çırpılmak mı niyetim sürekli?

Karıştırılmak…

Hep pişmek ama hiç olmamak.

Bir harf miydin acaba alfabe tahtamda asılı?

Hayatça konuşmamı sağlayacak.

Öyleyse eğer,

nasıl okuyabildim yaşamayı;

sen koyduğunda kafanı dizime?

 

Yazmadım bir şiir sana,

haklısın.

Ama merak ettim şimdi.

Seni kim yazdı?

Attila da tapardı; Nazım da boyun eğerdi üstada,

eminim.

 

İtiraf edeyim,

delirdim.

Çünkü seni yazıp kitabıma koyan o üstat,

çekinmeden yırtıp aldı o sayfayı benden.

Şimdi sensiz bir topluluğun,

bir sürünün parçasıyım.

Çalışmak eskisi kadar sıkıcı olur.

Öğlen yemeğinden sonra uyurum.

Alarmı 07:30’a çekerim yeniden 07:15’ten.

Evet,

doğru anladın.

Sırf seni düşünmek için 15 dakika erken uyanıyordum.

Aşk bu dedim belki de.

Nerden bileyim?

 

Duayı sevdiğini bilirim senin.

Sen de umudun yukarıda olduğunu düşünenlerdensin.

O yüzden ellerini semaya açarsın,

bilirim.

Ama senin gözlerin…

Semanın elleri olsa etten ve kandan.

Sana kaldırırdı ellerini eminim.

 

Söyleyecek bir şeyim kalmadı.

Al,

şiirin de var artık.

Oldum olası anlamadım insanları zaten.

Şiiri olsa ne olur,

şiiri yazan yoksa eğer?

 

Sana verdiklerim sende kalsın.

Seninle bir alışverişim olmaz artık benim.

Ama o kadar da basit değil.

 

O sayfayı geri ver üstat.