UMUDU BEKLERKEN

beklemek

“…en kıymetlim’e…”

Gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Bir banka uzanmış uyuyakalmıştım. Hastane koridorlarının senelerdir değişmeyen, muhtemelen senelerce de değişmeyecek olan kokusunu yine hissettim. Bir yanda 112 koştur koştur hasta getiriyor, diğer yanda hasta yakınları feryat figan ağlıyordu. Ben ve diğer bazı insanlar da içerdeki hastalarının durumunda bir değişiklik olacak mı diye bekliyorduk çaresizce.

Doktor olarak çok geçtim bu koridorlardan. Gerek hastaların gerekse hasta yakınlarının acılarına çok şahit oldum. Bu sefer de sıra bendeydi. O acıyı izleyen taraftan, yaşayan tarafa geçmek üzere olduğumu hissediyordum. Korkuyordum, tedirgindim. İnsanların yüzünde görmeye alışkın olduğum o çaresizlik ifadesi şu an benim yüzümde de var mıydı acaba? Merak ediyordum.

Elinden bir şey gelmeyen insanların sessiz bekleyişinin verdiği ızdırap ne ağırmış meğer. Daha önce de yaşamıştım aslında. Ama aradan biraz zaman geçince insan yine dünyaya dalıp yine unutuyor işte. Unutmuşum. İnsanlar olarak nereye gidersek gidelim, ne yaparsak yapalım sonumuzun aynı olacağı gerçeğini yine göz ardı etmişim.

Galiba dünyanın döngüsü böyle diyorum bazen. İnsan bazen hata yapacak, sonra pişman olup hatasını telafi etmeye ve tekrarlamamaya çalışacak, sonra aynı hatayı bir daha yapacak ve uslanmadan bu döngü içinde dönüp duracak.

Acılar için de bu böyle. Bir acı yaşanacak, onun tüm ağırlığı insanın içine işleyecek, onu yakıp kavuracak. Sonra insan “Asla unutmam ben, asla değişmem.” derken fark etmeden çoktan değişmeye ve unutmaya başlamış bir şekilde hayatına devam edecek. Ta ki bir başka acı gelene kadar. Ta ki bir başka acının ağırlığı altında ezilip büzülerek o acıyı iliklerine kadar hissederek geçmişi hatırlayana dek. Geçmişteki acıları nasıl unuttuğuna hayret ederek, bu acının asla kaldıramayacağı kadar büyük olduğunu ve bu acıyla yaşayamayacağını düşünecek. Zaman geçecek ve insan kendini kandırmaya devam edecek. O acıyla yaşamak boynunun borcuymuş gibi düşünerek bir süre daha kendine durmadan hatırlatacak o acıyı. Ve bir an gelecek, o acı sadece arada bir aklına gelir olacak. Kendine yine hayret edecek..ve bu döngü böylece sürüp gidecek.

İnsanlar olarak başımıza bir musibet gelmeden bazı şeylerin farkında olamamamız çok acı. En basitinden çok sevdiğimizi söylediğimiz birisine, ancak onu kaybettikten sonra değer veriyoruz genellikle. Kaybettikten sonra düşünüyoruz ve “Keşke şunu şöyle yapsaydım ,keşke seni hiç bırakmasaydım, yanından ayrılmasaydım.” gibi cümleler kurarak sözde kendimizi yargılıyoruz. Ama fark etmekten korktuğumuz bir şey var ki bu yargılamanın ne bize bir faydası oluyor ne de kaybettiğimiz kişiye. Ama içimizden bir şeyler bunları söylememizin o anki sorumluluklarımızdan biri olduğunu fısıldıyor bize, ve biz farkında olmadan kendimizi teskin ediyoruz bu yolla.

Böyle düşüncelere dalmış otururken doktorlardan biri geliyor karşıdan. Sanırım yeni bir haber var içeriden. Ama ayağa kalkmak istemiyorum onu görünce. O haberi almak istemiyorum. Olumlu bir gelişme de olabilir bu, bilmiyorum. Ama istenmeyen sonuçlardan biri olma ihtimali daha ağır basıyor sanki. Yüzünden okuyamıyorum herhangi birine dair bir ipucunu. Bana doğru geliyor yavaş yavaş. Bundan önceki acı haberleri düşünüyorum. O anları tekrar yaşıyorum saniyeler içinde. Belki de yeni bir döngü başlamak üzere, bilmiyorum. Çaresizlik mi bu, umutsuzluk mu? Korku mu, merak mı? Yoksa sadece bir kuruntudan mı ibaret acaba? Hiç birini bilemeden kalkıyorum ayağa.

Dizlerimde hissedemediğim dermana kalbimin de muhtaç olduğunu anlıyorum o an. Ve insanın mutlak acizliğini bir kez daha en derinden yaşıyorum. Çaresizce bekliyorum…