Vişne Ağacının Etekleri Vardı

image

Göğüs kafesimin içinde sessiz bir buhran,
İçimde sessiz,
Kan ter içinde bir bekleyiş.
Kurşuna dizilmek için bekleşen hayallerimin
Haykırışlarına,
Aldırış etmeden
İşaretimi bekliyor geleceğimin neferleri.
Mütemadiyen,
Olmadığım bir adam gibi davrandığım vakitlerden
Cesaretler devşiriyorum kendime.
Gözlerimi hırsla kısıyorum ki
Okunmasın içinde
Yaban atlarının korkuları misali tepişen
Gözyaşlarım.
Hayır hayır.
Ağlamak değil bu.
Bu çocukluk hüzünlerinin
Damakta bıraktığı tütün yanığı gibi birşey
Bu
“Vişne ağacının altında sigara içen amcalar” sahnesi.

İçinizi dinleyin derdi
Eskilerden muvakkit Niyazi efendi
Efendi dediğime bakmayın genç bir adamdı
İyi top oynar, halimizi anlardı.

İçimi dinlediğimde;
Kaburgalarımın
-Evet evet kaburgalarımın- levyeyle kanırtıldığını
İyice derine gizlediğim tüm hatıraların
Sanki cehennemden çıkmaya çalışan faniler misali
Çığlık çığlığa
Etrafa saçılmak için zaman kolladığını hissediyorum.
O yüzden korkuyorum içimi dinlemekten.
Çünkü içimde hayallerim, hatıralarımla sarmaş dolaş
Çünkü içimde hatıralarım, hayallerimin sırtında canhıraş.

Artık toprağa tohumlar atıyorum.
Ağaçlardan yapraklar saklıyor
Niyazi efendinin saçmalıklarına aldırmıyorum.
Sevmekler, hissetmekler, savrulmaklar olmadan,
Yuvarlanıp gidiyorum gezegenin
En yüksek tepesinden aşağıya doğru.
Belki şuralarda bir nehir vardır demeye bile vakit yok
İçimize doğru akan.
Belki,
Hemen şu tepenin ardında
Saklanmıştır bir gökyüzü ki
İçinde içimizi barındıran.

Heyhat.
“Şu boylarda bir çocuktun”
Sığınıp vişne ağacının eteklerine
Üçüncü sınıf bir şair oldun.
Elinde levye
Karşında kaburgaların.