Yeni Ay

111

Su, içmesen de sudur.

Yalnızlık da, güzel de olsa yalnızlıktır işte.

Kendimden yola çıkmışım,

saçlarında dolaşmışım.

Kaybolmuşum.

Saçının doğal akışına asi bir teline tutunup inmişim yeryüzüne.

Koşa koşa gelip bu şiiri yazmışım.

Sanma ki saksılarımız güllerle dolup taşacak.

Bu saatten sonra hanemiz zakkum kokar ancak.

O da kokarsa.

Koşuverip sevdalar bir anda yüreğime,

ne çok yormuş bedenimi.

Ne hiçmiş her şey.

Ne boşmuş,

sonu sevdalıkla biten her hikaye.

Ben, sana kandım.

Mührünü kırdın gizlerinin.

Girdim, içinde dolaştım.

Ne ihtiyacın olduysa,

nerede ihtiyacın olduysa oradaydım.

Bir gün ‘Yoruldum.’ demeden,

her sızıntını yavaşlattım, kapattım.

Ben, sana, kandım.

Beklemek, unutmak değil.

Kardeşler ama ikiz değil.

Beklemek,

kötü zamanları,

ihanetleri,

bana güldüğün, dalga geçtiğin, ezdiğin günleri,

nefreti unutturuyor.

Unutmak gibi her şeyi değil.

Melek halin, hala kanatlarını çırpıyor.

Beklemek, bir unutmak değil.

İçimde hala çiçekler Güneş’e bakıyor.

Her gece,

aynı zamanda olmasa da her gece,

sensizliği çağırıyorum yanıma.

Dertleşiyoruz.

O hep içen, ben hep ayık kalan.

İçtikçe daha da arsızlaşıp,

daha da anlatıyor senli olmayı.

Hükmediyor umutlarıma.

Gece sonsuz,

ben fani…

Işıksızlık Allahım ışıksızlık.

Gözyaşları, insana oyun bozandır.

Su koyuverirler hep.

Ama birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar.

Biri düşer, diğerini çeker;

diğeri diğerini…

Hiç bitmezler.

Hiç bitmez elmacık kemiklerimin, dudaklarımın nemi.

Cabası ne? diye sorarsan gidişinin,

vazgeçmek derim.

Öylesine tek taraflı bir mücadeleydi ki bu,

senden sonra hiçbir maça

galibiyet parolasıyla çıkmadım.

Hatta çoğuna hiç çıkmadım.

Seni yazmak, gittikçe zorlaşıyor.

Unutmaya başladığımdan değil,

haznemin cahilliğinden.

Tekrara düşüyorum kelimelerde.

Çoğum aynı,

sadece ögelerimin yerlerini değiştirmekteyim.

Üstelik seni,

parmaklarım nasır tutana dek yazacak kadar da tanımadım.

Belki sevseydi ellerin ellerimi,

tebessüm etseydin,

nefes darlığı çektiğim için ağzım açık uyurken bana,

bir sen, bir ben hazırlasaydık kahvaltıyı,

kenara biraz para atsaydık çocuğun üniversitesi için,

sevişseydim teninle belki,

belki,

iliştirirdim birkaç satır daha farklı.

Seni başka türlü de anlatır, affettirmeye çalışırdım kendime.

Değiştirebileceğim bir şey yok artık.

Sular aktı bir kere aşağı aşağı.

Geri gelmez eski inancım,

omzuma yasladığın başına karşı.

‘Bu, gerçek.’

diyişini aynı kulaklarla duymam bir daha.

Ama yine de…

Senden vazgeçtiğimi gösterecek onca şey yazdım.

Onca darbe yaptım işgalci iktidarına.

Onca ihanetine,

onca yeminime,

onca umursamayışına rağmen yine de…

Ama.