ÇABA

Günahları tel tel işlediğim günler…

Ellerin, hiç gitmediğim yerler kadar uzak,

ve nameler o kadar yavaş, o kadar hantal.

Durmayı hareket zannederekten,

susmayı; söylemek…

Bir tek;

bir daha görmektir aciliyet.

Duymaktır; bereket.

Usul usul akar,

akarken de aşındırırsın hayatı.

Ondandır;

civar şairlerdeki yazma telaşı,

ve sivriltilen kalem uçları.

Kokun, çiçeklere solma sebebi.

Bu yüzden de;

15 santimetre çapındaki kalbimin tümü,

bahçelerde değil, sinende yuvarlanmayı ister.

Ben seni hiç tanımıyorum.

Belki de bu yüzden bu kadar seviyorum.

Belki;

yürüseydim sokaklarında,

caddelerine karışsaydım,

tanışsaydım içinde yaşayan insanlarla;

bu kadar değmez, bu kadar sürtünmezdin aklıma.

Şimdi;

bir elimde çay, ötekinde efkar,

sana tıpatıp benzeyen teşbihler arıyorum.

Satırları giydiriyorum özene bezene.

Bulup buluşturuyorum kelimeleri.

Neyim var neyim yoksa aşka, sonsuzluğa dair,

kendime değil sana harcıyorum.

Zor oluyor.

Ama senin de bana acıyacağını zannetmiyorum zaten.

Kalem bitiyor, kağıt bitiyor;

sen bitmiyorsun.

Yine de ben,

seni yazacak bir akşam üstü,

bir çocuk kalbi,

bir simit sefası,

bir ders molası bulup;

deniyorum yeniden.

Senin için savaşıyorum.

Yetmiyor;

seni içip savaşıyorum.

Dizlerimi aşındıra aşındıra topladığım anılarımı,

yazarak unutuyorum.

Kalbimi acıta acıta.

Merak etmeni istemiyorum hiç.

Sana çok iyi bakacağım.

Ta ki büyük bir kadın olup başka diyarlara gidebileceğini,

elini uzatıp gönülden gönüle girebileceğini,

uçabileceğini

farkedene kadar.

Ve sana verebileceğim en büyük hediye,

hiç beklemediğin bir gün arkana baktığında;

orada olmamak olacak.2

orada olmamak olacak.