Haliç’te Sütlü Kahve Bağıntısı

haliç

 

Haliç’te denizdeki bir motora uzaktan baktım.
“Tanrım ne kadar yalnızdım.”
Halbuki ütopik değildi hayallerimiz
Şair olacaktık
Güneye inerken dört tekerlerle
Bir günbatımı tepesinde
Termostan doldurduğumuz çaylar ile.

“Kaç kişi kaldı?” diye sordu
Oltası elinde bir balıkçı
Hakikaten kaç kişi kaldık ulan?
Şimdi
Buradan bakınca
Arabası,evi,kapital dertleri olmayan
Kaç kişi?

Bir kaç tanıdığım oldu
İsimleri Mustafa olan
Kavga ettik, belki etmedik
Sonra reset atamadık dostluklarımıza
Neşet “Ah yalan dünya “demişti
Şiirin bu kısmında.

Oltası elinde bir balıkçı
“Martılar uçuyor.”dedi
Buradan bakınca ;
Martılar bile uçuyor ulan
Bir de gençliğim
Koltukaltında şiirlerimle.

Söylemek istediklerim
Yani sana söyleyemediğim şeyler
Dilimin ucunda yanık bir yara oluyor.
Düşün ki;
Su içsen canın yanar
Hele bir nefes almaya davran
Soğuk hava dilini yakar.
Sonra “göğsünden bir kamyon dolusu kuş ölüsü.”

Bugün boğaziçine bakarken
Ölmeyi denedim.
Unutulmuş çocukluğumu ve
Hırpalanmış gençliğimi yakıp
Isıtırken kendimi şarapla
Sisli bir gecede
Eski,siyah,sigara yanıkları olan bir paltoyla
Henüz traş olmamışken,
Henüz yokluğunla tam olarak imtihanlanmamışken.
Yani aramıza çekilen
İkimiz arasında uzayıp giden yıllardan
Çinlileri sorumlu tutmazken..

Bugün boğaziçine bakıp
Ölmeyi denedim.
Sonra sütlü bir kahve söyledim
Tütün kokuları içinde
Temiz bir yalnızlık çektim.