Eylül-Yağmur ve Şampiyonluk

Pudra döküyoruz kapkaranlık tüm harflerimize,
Sepya yapıyoruz tüm fotoğraflarımızı
Mütemadiyen bir şeylere özlem duyuyoruz.
Çelişkilerle doluyoruz taşarcasına
Umut satıp melankolik adımlar atıyoruz.
Tutunamayanları okuyoruz,
Oğuz Atay diyoruz;
Sanki tüm yazdıklarında, durmadan tutunamayanları anlatmış.
Bazen farkına varıyoruz aşırıya kaçtığımızın;
Tüm insanları sevmek haddimize olmamalı.
Hem yaz bitti alamadık bir yazlık ayakkabı,
Tatile gittik ama doyuramadık bir türlü aç karnımızı.
Bizim takım yine bi transfer yapmış gibi
Sahi ya ”bizim takım” kavramı yerinde oldu mu şimdi?

Fahişelerin evlatlarına küfür ederken
Hep utanıyoruz;
Acaba fahişelere de dil uzatmış oluyor muyuz diye.
”Leyla acaba ne yapıyordur” diye düşünmeden edemiyoruz sonra.
Leyla deyince hep çöl kumları doluyor kulaklarımıza.
Uğultular doluyor,
Uğultular/Sanki çarşamba pazarında huzur satılıyor.
Ablam Nişaburlu bi şair tanıdığından bahsediyor;
Epik diyor.
Anlıyorum hayalindeki bir kahramandan bahsettiğini.
Baharlar bitiyor ömrümüzde,
Eylül hiç bahara benzemiyor,
Nişaburlu şair dünyayı kurtarıyor,
Bizim takım şampiyonluğa oynuyor.
Hala ”bizim takım” kavramına inanarak inanıyorum şampiyonluğa
Ve bu günlerde yağmurun yağacağına.
Neden sonra hatırlıyorum
Yok aslında çok da üzülmüyorum
Benim hiç bir zaman bir ablam olmadığına.