İSPANYOL SENFONİSİ

Bi adam tutacakmış yüreğimden;
Sigara içme diyorlar.
Tamam,çok içiyorum belki
Ağzım kültablası.
Ama biteviye yanan mavi-kırmızı ve mavi-kırmızı
Polisin tepe lambaları var.
Bitesiye yaşadığımız intihar kokulu nefeslere karışıyorlar
Ortaya Osman Hamdi Beyin bi tablosu çıkıyor.
Neydi adı?Kaplumbağa Terbiyecisi sanki.
Terbiyesiz başkaldırılarımıza inat
Bi kaplumbağa bi ressamın ellerinde terbiyeli olmayı öğreniyor.
Lalo İspanyol Senfonisini besteliyor,
Bi vurguncu Meksika sınırını geçiyor,
Bunların hepsinin adı huzur oluyor.
Bi adam ‘huzur pazarda satılan bişey olsaydı gocunmaz, gider alırdım’ diyor.

Sokakların orta yerinde leşler.
Bahar geldi fakat/havada inadına gri bi sis
Londra’dayız sanki …/bi -kırmızı telefon kulübeleri- eksik.
Bi mahallenin elektrikleri kesilmiş sanırım
Saat üçonbeş,cinler karanlıkta
Baca baca kaç baca oynamakta.
Her hangi bir kadın her hangi bir hayalini boyamakta.
Herşey olağan anlayacağın
Fahişeler hala Osmanbey sokaklarında.

Ben mırıldanırken başucunda
Kar yağarsa hafifçe/kal yanımda.
Kar yağmasa da olur
Tekrara düşeceğim niyazdan,
En derine düşeceğim mizandan
Bana biraz./Hayır -az biraz- katlansan mesela…

Kar yağmasın tamam,boşver/kal yanımda.
Ellerin sanki kiraz toplar gibi
Sonra acıya dokunmuş gibi
Gözlerime kızar gibi mesela
Gülüşüne söver gibi
İspanyol meyhanesine yakışır gibi
Bir rüyaya yaraşır gibi
Bir yanağı, ayasında eritecek kadar şefkatli
Hepsini sayamam gerçi
Ellerin sanki biraz..
Hatta çokça/benim gibi.