GÖNÜLÇELEN

Karın ağrıları gereksizdir.
Gündüzler, gene öylesine.
Emma’yı hangi şehirde bırakmıştın hatırlar mısın?
Yoksa bekle biraz/Emma…Evet o seni terketmişti.
Bir otogar sabahında salya sümük ağlarken sen,
Bir dilenciye sigara beğendirmeyi bile becerememiş olan sen,
İs kokulu sokaklardan sırtında çantanla geçip gitmiş
Ve terkedilmiştin.

Sen Tolstoy’un aşkı bulduğunu haykırmıştın
Ayın karanlık yüzünde.
Aşk tam onun işaret ettiği yerde demiştin
Aşk tam buramda,buram buram kokmakta sokaklarda.
Köşebaşları,yağmurlar ve mütemadiyen karı bekleyen sevgililer vardı.
Kar hiç gelmedi,kandırdın gönülbazları,
Utanmadın, Mikail’i ortak ettin yalanına.
Gene aynı daire içinde kaldın
Adını/gene/tek başına/kendi kendine…Haykırdın:
”Umut taciri”

Ne kadar sahiplenirsen bir masayı o denli temiz olsun istersin
İşte öyle sahiplendim seni
İşte sahiplendiğim anda
Sahiplendiğimi anladığım anda/ya da dur.
Bedenindeki isi pası gördüğüm anda
Temiz olmadığın için hayıflandığım anda
Sana kızamadığım o anda sahiplenmiştim bile ben seni.

Gönülçelen hep kendi tuzağına düşerdi
Yara bere içinde tüm bedeni
Nasıl sarsındı kanayan düşlerimi.

Adım hep aynı kaldı benim.
Mecnun neyse,nasıl bir sevgiliyse
Ben de öyle kaldım hep.
Leyla diye seslenişlerim hep bir başkaldırıştı esasında
Gitmemeliydin sen,gitme diyemesem de gitmemeliydin güneşin doğuşuna.

Yollar hep bir karın ağrısı getirir gecelere
Karın ağrıları da bu yüzden gereksizdir/Ve münasebetsiz
Uykulardan da alıkoyar seni sevmekten de.
Ölmekten de alıkoyar seni sövmekten de.

Emmayı hangi şehirde bırakmıştın hatırlar mısın?
Yoksa bekle biraz/Emma…Evet o seni terketmişti.
Ve Tolstoy hiç bir zaman aşkı buldum dememişti.
Aşk her daim onun ellerindeydi
Devrimiyse fahişesinin günlüğündeydi.

Turuncu bir sevdayı yaşamak
Mavi bir denizin kıyısında
Güneşin batışını izlemek kadar güzeldi
Ama nihayetinde güneş batacak işte!
Ve bir gün gelecek, doğmayacak bile.