S.Freud’a Saygılar !

Çocukluk ne yaşanılası bir evre, ne özlenesi bir zamanmış oysa ki… Nedense, o zamanlar hiç düşünmezdik çocukluğumuzu özleyeceğimizi.Hoş ;gerçi hangi çocuk sever ki yaşadığı an çocukluğunu ? Hepimiz büyümek istemedik mi ? Büyüyüp tüm paramızı abur cubura yatırmayı hayal etmedik mi ? Ve şimdi dönüp baktığımızda o günleri özlemek ne büyük çocukluk?

 

Kendi ilkelliğimden ziyade hayatın ilkelliğinden kurtulabilmek için sığınırım çocukluğuma.Annemi özlerim, beni tutup kaldıran okşayan ya da kızan ve bazen de pataklayan annemi.Rahat rahat ağlayabildiğim ve deli misali güneşin alnında sokaklarda hoyratça gezdiğim günler nasıl da uzaklaşmış şimdi benden, ben farkında olmadan.Dirseklerimizdeki, dizlerimizdeki yaralara aldırış etmeden koşturduğumuz çocukluğumuz alabildiğine uzakta ve ulaşılmaz olmuş şimdi.Tek derdimizin bisiklet , top  ve bazen de ip olduğu o günler…Kabuk bağlayan yaralarımızı soyduğumuz cesaretimizle aşık olduğumuz ve aşık olduğumuz taşındığında o sokaktan, kimseye nedenini söyleyemeden bağıra çağıra onun için ağlayabildiğimiz masumluk anları…Eski zamanlar…

 

İçimde bir balon vardı sanki ben sıkıldıkça şişen.Büyüdükçe sıkıntı, yaşlı bir ağaç gibi aniden, ne his ne düşünce barınıyordu artık aklımın sınır çizgilerinin içinde.Hayatın zevkine varmak için anarşist mi olmalıydı yoksa imkansız da olsa yeniden çocuk mu ? İşte hayat bu ikisi arasında sıkışıp kalanlar ve sıkışmaya mahkum edilenler yüzünden bu kadar acımasızdı belki de.Her çocuk bir anarşistti zira ve hayat hep güzeldi çocuklukta, anarşistlikte.Evet ? İnsan çocuk mu olmalı şimdi anarşist mi ? Bunun cevabı ne içindeydi ne eşinde.Bundan sebeptir ki küçüktür insanlar gözünde,tükürükle boğulabilecek kadar sadece !

 

.  .  .

 

Elektrikler giderdi gecenin bi vakti ve biz balkondayız…Hala hatırlarım o gecelerden birinde geyik gördüğümü.Bilmem bir düş bilmem gerçek.Utanırım soramam da hala kimseciklere.

 

Ayın yüzüne bakardık ki ‘Aydede’mizdi o bizim.Aydede’nin gözlerine , burnuna ve gülen ya da somurtan ağzına bakardık.O dört katlı evin dördüncü katından gökyüzünde ki kargaları izlerken dümdüz bulutların üzerinden geçen renkli arabalara kayardı gözüm.Düşününce şimdi;  kapkara kargaları mı araba sanmıştım ben o küçücük hayallerimde?

 

Şimdi Aydedeme yakınım, tüm yıldızlar ve Dolores burada, rüyalarım burada.Bulutların üzerinden geçen arabalardan birindeyim ve gidiyorum artık.Ve dünya hala dönüyor benim gidişime aldırış etmeden, kaygısızca.Şimdi bıraksın beni yozluğumla ve benim gibileri benim yanımda. Dönsün istediği kadar, yok olana kadar medeniyetle !

 

.   .   .

 

İşte çocukluk, işte o eski rüya dolu günler.

 

Heyhat ki imkansız artık o eski mutlu çocuksu günlere dönmek.Heyhat ki umutsuz artık o bakışlar ve bazıları göç etmiş bile çoktan bu dünyadan.

 

Heyhat !